ANA SAYFA
 

BÖCEKLERDEN YARATILIŞ DELİLLERİ

Kuran'da Yüce Allah insanları, doğayı incelemeye ve buradaki "ayetleri" görmeye çağırır. Çünkü evrendeki canlı-cansız tüm varlıklar, "yaratılmış" olduklarını gösteren işaretlerle doludur ve kendilerini Yaratan’ın güç, bilgi ve sanatını göstermek için vardırlar. Burada verilecek örneklerde de görüleceği gibi düşünen ve aklını kullanan insanlar için Allah’ın yaratması çok açıktır.

Bahçede, havuz kenarında, mutfakta ve daha pek çok yerde sürekli karşılaştığınız böcekler, bilim adamlarının işleyişini dahi çözmekte güçlük çektikleri savunma sistemlerine, ısı tarayıcılarına ve üstün manevra kabiliyetine sahip olan harika canlılardır. Bu canlılar üzerinde yapılan araştırmalar bizlere bu gerçeği ispatlamakta ve Allah'ın canlıları yaratmasındaki eşsiz gücünü daha iyi takdir edebilmemizi sağlamaktadır. Gün içerisinde her yerde gördüğünüz, birkaç santimlik harika canlıların birer fabrika gibi hiç durmadan çalıştıklarını ve vücutlarındaki her parçanın kusursuz bir dizayn ile yaratıldığını biliyor muydunuz? Şimdi bu harikalar dünyasına bir yolculuğa çıkalım.

İÇECEĞİ SU AĞZINA GELEN BÖCEK STENOCARA

Çölde yaşayan bir canlı için en büyük sorunlardan biri ne olabilir? Elbette su ihtiyacını karşılamak...Ne var ki Namib çölünde yaşayan stenocara böceği için bu durum pek de sorun oluşturmuyor. Böceğin sırtındaki özel dokular havadaki damlacıkları yakalıyor, yoğuşturuyor ve doğrudan canlının ağzına iletiyor! Bu sistem şimdi dünyanın kurak bölgelerinde yaşayan insanlara su sağlama projelerine ilham kaynağı oluyor.

Stenocaranın yaşadığı yer Güney Afrika'da bulunan Namib çölü. Bu çöl dünyanın en kurak alanlarından biri olarak gösteriliyor. Burada 60 dereceyi bulan gündüz sıcaklıklarının yanısıra esen sert rüzgarlar da yaşamı son derece zorlaştırıyor. Yağmur neredeyse hiç görülmüyor. Namib çölünde yaşayan canlılar için tek su kaynağı, ayın sadece 6 günü sabahları ortaya çıkan sis damlacıkları.

Bu çölde yaşayan az sayıdaki canlı türünü inceleyen Chris Lawrence ve Andrew Parker isimli İngiliz bilim adamları stenocara böceklerinin diğer türlere nazaran sıcaklarda daha hareketli olduğunu gördüler. Bir ekip çalışması sonucunda toplanan stenocara böcekleri Lawrence ve Parker tarafından da detaylı bir laboratuvar incelemesi tabi tutuldu. Böceğin mikroskop altında incelenen sırtında suyu şaşırtıcı bir şekilde yakalayıp hayvanın ağzına ileten özel bir tasarım olduğu ortaya çıkarıldı.

Harika sistem nasıl çalışıyor?

Stenocara böceğinin sırtında tepecikler bulunuyor. Ancak bu tepelerin zirveleri ve yamaçları arasındaki dokular birbirinden farklı özellikteler. Zirvelerin arasında uzanan yamaçlar ve vadiye benzeyen kanallar balmumu benzeri bir malzemeyle kaplılar. Bu malzemenin özelliği suyu iterek etkili bir şekilde iletmesi. Buna karşın zirvelerde bu malzemeden bulunmuyor. Bu yüzden zirveler suyu iten değil çeken bir özelliğe kavuşuyor. Havadaki su damlacıkları, camla temas eden su buharı gibi zirvelere yapışıp yoğuşuyorlar. Yapışan su miktarının artmasıyla birlikte ağırlığı da artan su damlacığı yamaçlara doğru kaymaya başlıyor. Yamaçlara geldiği anda bu defa suyu iten özellikte dokuyla karşılaşan su damlacığı bir teflon tavadaki su damlacığı gibi davranıyor ve kolayca kayıveriyor. Böceğin ağzına doğru ve birbirlerine paralel uzanan kanallar suyu etkili bir şekilde taşıyarak böceğin ağzına iletiyorlar. Bu kanallarda suyun akabilmesi, kanal yüzeyindeki gözle görülmeyecek kadar küçük tümseklere dayanıyor. Milimetrenin sadece 100.000 de biri çapında olan bu tümsekler engebeli bir arazi oluşturuyor. Yüzeyin kabartılı olması, su damlasının hareketini hızlandırıyor. Yüzeyle temas alanı azalan su damlacığı daha az bir sürtünme kuvvetine sahip oluyor ve hiçbir kayba uğramadan böceğin ağzına akıyor. Bu durumda böceğe ağzını açıp beklemekten başka birşey kalmıyor!

Bilim adamlarının Nature isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmasına göre, böceğin sırtında adeta bir mimari plan bulunuyor. Bilim adamları su damlasını etkileyen faktörler arasında matematiksel bir denklem bulunduğunu ortaya çıkardılar. Buna göre rüzgarın hızı, su damlacığının ideal büyüklüğü ve tepenin eğimindeki açı arasında özel bir denge kurulu. Yani tepelerin açısı biraz daha farklı olsa veya balmumuyla kaplı yüzey biraz daha dar olsa su böceğin ağzına akamadan buharlaşacaktı. Elbette böyle bir durumda böcek bu su toplama sisteminden mahrum kalacaktı.



Verimlilikte Mevcut Teknolojiyi İkiye Katlıyor

Bilimadamları bu küçücük böceğin sırtında bir mühendislik harikası bulunduğunu belirtiyorlar. Hatta günümüzde 22 ülkede kullanılan sis toplama ünitelerinden çok daha etkili olduğunun altını çiziyorlar. Yandaki resimde gördüğünüz ağ, sis bulutlarından içme suyu elde etmek için bilim adamlarınca tasarlanmış. Plastikten yapılma bu ağla karşılaşan sis bulutları ağla temas edince yoğuşup aşağıda kurulu borulara aktarılıyor ve evlere dağıtılıyorlar. Stenocara'nın su toplama sisteminin kaşifi olan Parker, stenocaranın sırtını taklit eden bir kaplama üreterek su toplama verimini ölçtü. Buna göre plastik sis toplama ağı metrekarede 13 litre toplarken stenocara tasarımı 23 litre su topluyor. Bu böcekteki mühendislik tasarımına hayran olan bilim adamları bu tasarımı taklit ederek üretebileceklerini bildiriyorlar.

Bu böcekteki kompeks tasarımın özel olarak yaratıldığı apaçık ortadadır. Hiçbir böcek çölde yürürken sırtında özel tepecikler çıkaramaz, bunları özel malzemelerle kaplayamaz, tepe eğiminin uygun matematiksel açısını belirleyemez. Bir bilim adamının tasarladığından iki kat daha etkili bir su toplama ünitesi tasarlayamaz. Yüce Allah yaşadığı sıcak ortamda böceğe böyle etkili bir su toplama sistemi bahşetmiştir. Bilimin doğadaki tasarımı taklit etmeye başlaması O'nun yaratışının kusursuzluğunu göstermektedir.

"O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiç bir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir". (Mülk Suresi, 3-4)

KENE VE KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

KKKA hastalığı ilk olarak 1944 yılında Kırım’da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo’da görülen hastalığın, 1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı olduğunun farkına varılmış ve hastalık bundan sonra bugünkü bilinen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ismiyle anılmaya başlamıştır.

KENE

  • Kırmızı - kahve renginde yassı, oval bir dış parazittir.
  • Keneler evcil ve yabani hayvanlara ve insanlara yapışıp kan emerek büyürler.
  • Evcil hayvanlar vasıtası ile evlerin içine kadar gelebilirler.
  • KKKA virüsünün bulaşmasında Hyalomma türüne ait keneler daha büyük bir yere sahip olmakla beraber, tüm keneler de bu virüsü bulaştırabilir.
  • Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir. Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir.

      Bulunduğu yerler:

  • Hayvan barınakları ve hayvanların üzerinde,
  • Su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde,
  • Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerde,
  • Çayırlarda yaşarlar.

 

Hangi kaynaklar ile bulaşabilir?

Birçok kuş ve yaban hayvanı virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli rol oynar. Keneler virüsü enfekte hayvanlardan (küçük kemiriciler, yabani hayvanlar , evcil memeli hayvanlar ve kuşlar)  alırlar.

                                                

  • Hastalık (Virüs bulaşması) enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.
  • Keneler, insanları kan emmek amacı ile ısırmaları sırasında virüsü bulaştırmaktadırlar.
  • Virüs, kene ısırmasının yanı sıra hasta hayvan ve insanların kan, ifrazat ve dokularıyla direkt temasla da bulaşmaktadır.
  • Her kene bu virüsü taşımadığından, her kene ısırdığında bu virüs bulaşmayabilir. Kene ile temaslarda başka virüsler de bulaşabileceğinden hassas davranmakta fayda vardır.

 

Özellikle Nisan ve Ekim aylarında aktif hale geçerek çevrelerindeki hayvanlar ve insanlarla (hayvan barınaklarında, avcılık sırasında, piknik doğa yürüyüşü vb. yapılan kırsal alan gezileri sırasında ayaklara atlayarak ve/veya tutunarak ormanlık alanlarda ağaçtan düşerek v.b.) temas ederek derinin açık bulunan kısımlarından vücuda dolayısı ile kan kaynaklarına ulaşırlar. Bir süre sonra kenenin tutunduğu bölge kızarır ve kaşınır.

Vücuda yapışmış keneyi kesinlikle elle öldürmemek, patlatmamak ve kenenin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, gaz yağı gibi) dökmemek gerekir. Çünkü bu işlemler kenenin kusmasına neden olur ve mikrobun vücuda girmesini kolaylaştırır !!! 

Herhangi bir sağlık kurumuna ulaşmanın zor olduğu durumlarda;

Kene henüz deriye gömülmemişse  cımbızla deriye tutunduğu baş kısmından tutulur, sağa sola oynatılarak yukarıya doğru sabit kuvvetle çekilir ve çıkarıldığı yere antiseptik solusyonlar (betadine, baticon, ) sürülebilir. Çıkan kene çamaşır suyu veya böcek öldürücü ilaç ile dolu kabın içine atılarak ölmesi sağlanır.

    
   

Kene başı doku içine gömülmüş ise cerrahi olarak çıkartılmak üzere mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. 


Kenelerin kesinlikleçıplak elle öldürülmemesi ve patlatılmaması gerekir. Çünkü kenenin taşıdığı virüsler bu sırada da bulaşabilir.

Hastalık Belirtileri

  • Kene ile temas edenlerin en az 10 gün süre ile kendilerini takip etmeleri aşağıdaki belirtiler oluştuğunda bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gereklidir.
  • Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda, bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir iştahsızlıkla başlar.
  • Bazen kusma, karın ağrısı veya ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste kırmızı nokta şeklinde kanama odakları ve gözlerde kızarıklık dikkati çeker.
  • Gövde, eller ve ayaklar da morluklar oluşabilir.
  • Mide-Barsak ve İdrar yollarından kanamalar olabilir.
  • Ateş 5-12. güne kadar çıkar ve sonrasında düşmeye başlar.

Nekahat dönemi uzun sürelidir.
Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftasında (5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30’ları bulabilmektedir.
İyileşme hastalığın dokuzuncu veya onuncu günlerinde gerçekleşmektedir.

 

      Kimler bu hastalık açısından risk grubundadır?

Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda görülebilmektedir. Piknik, doğa yürüyüşü ve avcılık gibi nedenlerle kırsal alana çıkanlar da risk altındadır.

Kuluçka süresi:

  • Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takip eden kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir.
  • Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir.

Tedavi:

  • Destek tedavisi yapılmaktadır.
  • Tam kan veya kan ürünleri verilerek oluşan eksiklikler giderilir.
  • Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakla birlikte, antiviral ilaçlar kullanılmaktadır.

Aşı ile korunma;

  • Bugün için etkili bir aşısı bulunmamaktadır.
  • KKKA hastalığının geçirilmesinden sonra virüse karşı bağışıklığın ömür boyu sürebileceği belirtilmektedir.

     
Korunma ve mücadele yolları:

Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınılmalıdır.
Kene bulunan hayvan barınakları uygun akarisitlerle usulüne göre ilaçlanmalıdır.
Hayvanlardaki kenelerle mücadele edilmeli, hayvanlar kenelere karşı ilaçlanmalı. (kene tozu v.b.)
Çalı, çırpı, su kenarı veya gür otların bulunduğu alanlara piknik veya başka bir amaçlı gitme durumunda çıplak ayakla ve kısa giysilerle dolaşılmamalı ve pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır. Ayrıca dönüşte vücut kene açısından kontrol edilmelidir. Bu tür yerlere gidildiğinde mümkünse çizme giyilmelidir.
Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir.
Kene kovucu aerosoller ve spreyler kullanılabilir.

     

İnsan vücudu Allah tarafından son derece kusursuz sistemlere sahip olarak yaratıldığı halde ufacık bir virüse yenik düşmekten kurtulamaz. Tıbbın imkanları ne kadar seferber edilirse edilsin, ufacık bir canlının ısırmasıyla vücuda girebilecek bir virüs, insanı ölüme götürecek sonuçlar doğurabilir. Böyle pamuk ipliğine bağlı, türlü acizlikler içinde hayatını sürdüren bir insan, Allah'a karşı olan muhtaçlığını anlamazlıktan gelmemelidir. Tüm bunları iyice düşünüp fark eden bir kişinin dünyaya bağlılık göstermesi de mümkün değildir.

 

MERDİVEN AĞ KURARAK AVLANAN ÖRÜMCEK

 Örümcek ağları pek çok canlı için kesin bir ölümle sonuçlanan tuzaklardır. Ancak bu ölümcül tuzağı aşabilen canlılar da vardır. Örneğin normal bir örümcek ağı pervane böceğine karşı etkisiz kalır. Çünkü pervane böceğinin vücudunu kaplayan tozlar ağın yapışkan kısmını etkisiz hale getirir. Böcek de bu özelliği sayesinde ağdan kolaylıkla kurtulur. Ancak pervane böcekleri de normal ağlardan farklı bir yapıya sahip olan bazı ağlara karşı çaresizdirler. Tropik bölgelerde yaşayan "scoloderus" adlı örümceğin ağı diğerlerinden farklı olarak sinek kağıdına benzeyen bir yapıdadır. Bu sayede scoloderus pervane böceğini rahatlıkla yakalar. Scoloderus türü örümcekler bir metre uzunluğunda, 15-20 cm. genişliğinde, merdiven biçiminde ağlar kurarlar. Pervane böcekleri yakalandıkları bu uzun ağlardan aşağı düşerler. Bu uzun süren düşüş sırasında yapışkan ağa takılmalarını engelleyen pulların hemen hemen hepsini kaybederek sonunda scoloderusun tuzağına yakalanırlar. Diğerlerinden farklı bir ağ yapısına sahip olan bu örümcekler de Allah'ın yaratma sanatının delillerindendir.

ÖRÜMCEK AYAKLARINDAKİ SÜPER GÜÇ

Alman zoolog Antonia Kessel, sıçrayan örümcekte (Evarcha arcuata) nano incelikteki kılcıkların, yapışma veya tutunma kuvvetinin hayret verici boyutlarda olduğunu görmüştür. Çünkü araştırmacı, ayaklarda 624.000 tutunma noktası saymış, bunların her birinin 41 Nano-Newton'luk bir kuvvetle yapıştığını saptamıştır. Bu yaklaşık 15 mg ağırlığındaki örümceğin kendisinden 170 kat daha güçlü bir yapışkan kuvvete sahip olduğunu gösterir. İşte örümcek, ayağındaki bu süper güç sayesinde dört ayağıyla bir sineği tutarken, diğer dört ayağıyla da kaygan bir yaprağa tutunabilir. İnsanın yürüme yeteneği burada örnek verilen örümcek gibi ya da kurbağa ve kertenkele gibi canlılar ile karşılaştırıldığında oldukça sınırlı kalmaktadır. Açık bir gerçektir ki; kainatın her noktasında olduğu gibi canlıların ayaklarındaki bu kusursuz yapı da bizlere, onları sahip oldukları mükemmel özelliklerle birlikte yaratan Yüce Rabbimiz'in üstün yaratma sanatını gösterir.

KÜREK ÇEKEN BÖCEKLER

Yüce Allah aynı canlı türünde çok çeşitli detaylar yaratarak, örneksiz sanatını sergilemektedir. Örneğin ‘yarım kanatlılar’ olarak adlandırılan böceklerin denizlerde ve tatlı suda yaşayan türleri vardır. Bu böceklerin bazılarını kaplayan ince tüyler gövdelerinin çevresinde ince bir hava katmanı tutmaya yarar. Böceklerin özellikle uzun ve tüylü olan bacaklarında oluşan katman, bu canlıların su yüzeyinde hızla dolaşmalarını sağlar.

Yine yarım kanatlılardan olan kahverengi su akrepleri (Ranatra cinsi) kuyruklarının yakınındaki bir soluk borusunu periskop gibi kullanırlar ve bunu suyun yüzeyine çıkararak solunum yaparlar. (Periskop; denizaltılarda, tanklarda, siperlerde kullanılan, gözlemcinin gözünü çevirmeksizin çevreyi araştırmasını sağlayan optik araçtır.) İnce uzun gövdeleri suda sürüklenen dal parçasını andırır. Kürekçi böceklerse (Corixidae familyası) bacak çiftlerinden birini kürek olarak kullanır. Bu bacak çifti öbürlerinden daha uzun ve tüylüdür. Suyun yüzeyinden ayrılırken soluyacağı havayı kanatlarının altında taşır. Bazı kürekçi böcek türleri yarım kanatlıların en iri üyeleri arasında yer alır.

Allah canlılarda yarattığı bu gibi benzersiz özelliklerle bize yaratma sanatını tanıtmaktadır.

Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız. (Bakara Suresi, 21)

MANTİS BÖCEĞİNİN ULTRASONİK KULAĞI

İnsan kulağı 20.000 hertzden daha yüksek sesleri iki kulağı olduğu halde duyamaz. Fakat oldukça ilginç bir gerçek vardır: Mantis böceği 20.000 hertzden daha yüksek sesleri duyabilir! Üstelik sahip olduğu tek kulakla... Bu tek kulak, başka hiçbir canlıda olmayan üstün bir duyma yeteneğine sahiptir. Aynı zamanda çok özel bir kamuflaj yeteneğine sahip olan mantis böceği sahip olduğu bu özellikle bilim adamlarını bir kez daha Allah’ın sanatına ve kudretine hayran bırakmıştır. www.yaratilisgercegi.com

Uzun yıllardan beri canlılardaki ses ve işitme sistemlerini inceleyen Maryland Üniversitesi nörologlarından Dr. David Yager, bir doktora öğrencisiyken “mantis” isimli bir böceğin başka hiçbir canlıda bulunmayan özel bir işitme sistemi bulunduğunu ortaya çıkardı.1 Bilim adamının böcek üzerinde gerçekleştirdiği son deneyler ise, canlının işitme sisteminin kompleksliğinin düşünülenden kat kat daha fazla olduğunu ortaya koydu.




Mantis Böceklerinin Kulakları Neden Özeldir?

Mantisler, tek bir kulağa sahip böceklerdir. Bu tek kulak, böceğin göğsünde, bacak çıkıntılarının arasında yer alır. Canlı, kulağı sayesinde insanın duyamayacağı, 20.000 hertzden büyük frekanslı sesleri duyabilir. Başka hiçbir canlıda olmayan bu işitme yeteneğini Allah her şeye güç yetirdiğini ve hiçbir şeyi yaratmak için sebebe ihtiyaç duymadığını göstermek için tek kulaklı bir canlıya vermiştir. Bildiğimiz birçok canlı, insanlar da dahil çift kulaklıdır. Ancak hiçbiri, mantis böceğinin sahip olduğu duyma yeteneğine sahip değildir. Allah örneksiz yaratma sanatının bir tecellisi olarak en üstün duyma yeteneğini tek kulağa sahip bir canlıya vermiştir.



Yüksek Teknoloji ile Donatılmış Savaş Pilotları

Mantis böceğinin bu kadar iyi duyması tehlikelere karşı çok güçlü bir erken uyarı sistemidir. Bu ultrasonik kulak, özellikle yarasalara karşı etkili bir koruma oluşturur.
Yarasalar, çevrelerine ses dalgaları gönderirler. Çevredeki cisimlere çarparak yarasaya geri dönen dalgalar bir tür ultrasonik radar görevi görür. Yönlerini bulmada ve avlarını aramada bu ultrasonik radar son derece etkilidir. Bu radar sayesinde hareketli canlıların konumu yarasa tarafından kolaylıkla belirlenir.

Mantisler de benzer bir ultrasonik sistemle donatılmıştır ve etrafta bir yarasa olduğunu bu ultrasonik radarları sayesinde kolayca fark ederler. Yarasa ve mantis, birbirlerinin hareketlerini radarlarında izleyebilen yüksek teknoloji ile donatılmış savaş pilotları gibidir.

Bu üstün özelliklere sahip iki hayvanın savaşını inceleyen bilim adamları, mantise saldıran bir yarasanın, böceğe yaklaştıkça sıklığı giderek artan sinyaller yaydığını fark ettiler. Mantisin ise hızla yaklaşan tehlikeye rağmen, yarasadan gelen ultrasonik sinyaller belli bir sıklığa ulaşıncaya kadar konumunu muhafaza ettiğini gözlemlediler. Her ikisinin havada bulunduğu ve yarasanın mantise artık çarpmak üzere olduğu anda mantis aniden bulunduğu yerden aşağıya doğru bir hamle yaparak zor bir pike dalışı ile yarasanın saldırısını bertaraf ediyordu. Bu ani manevra, arkadan yaklaşan bir savaş uçağından kaçmak isteyen pilotun yaptığı manevraya benzemekteydi.

Mantis hızla aşağıya inerken havada dönerek spiraller çizmekte, yere çarpmadan az önce dengesini kurarak, uçmasına devam etmekteydi. Yarasanın dar manevra kabiliyeti mantis böceğini aşağı doğru kovalamasını engelliyordu.

Bunu gözlemleyen bilim adamları, mantisin nasıl olup da bu ani dalış hamlesini gerçekleştirdiğini araştırdılar. İşitme ve sinir sistemlerinde neler olup bittiğini anlayabilmek için böceğin sinir hücrelerine elektrotlar bağladılar. Laboratuvarda kafasına elektrotlar yerleştirilmiş mantisi tavandan sarkıttılar ve bir yarasayı serbest bıraktılar. Hazırladıkları elektrot düzenekle, mantisin işitme organından beynine giden sinyalleri ölçtüler.


Çarpmaya 300 Milisaniye Kala…

Sinyal kayıtlarını inceleyen bilim adamları şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştılar. Buna göre yarasa mantise çarpmadan sadece 300 milisaniye önce (milisaniye saniyenin binde biridir), işitme siniri devreden çıkıyor ve kulaktan beyne gönderilen sinyaller aniden kesiliyordu. 2 Sinyallerin aniden kesilmesiyle birlikte mantis dalışa geçiyor ve av olmaktan kurtuluyordu.

Mantis böceği, bu zorlu pikeyi yaparken yarasanın aynı hareketi yaparak peşinden gelemeyeceğini biliyor gibi davranmaktadır. Ancak mantis böceğinin, bu incelemeyi yapan bilim adamlarının sahip oldukları teknoloji ve imkanlara sahip olamayacağı düşünülürse, bu bilgiye sahip olması mümkün değildir. Bu da bize açıkça her canlı gibi mantis böceğinin de, bu davranışı herşeyin Hakimi olan Allah’ın ilhamıyla yaptığını göstermektedir.




Allah Örneksiz Yaratandır

Mantisin hiçbir canlıda bulunmayan ultrasonik kulağı, mükemmel bir yaratılış delilidir. Dışarıdan gelen ses dalgalarını elektrik sinyallerine çeviren kulak, bu sinyalleri beyne ileten sinir hücreleri ve beyin, sistemin uyum içinde çalışmasını sağlar.

Böceğin sahip olduğu sistemin çalışabilmesi için tüm organlar, aynı anda kusursuz olarak ve birbirlerine uygun şekilde var olmalıdır. Bunların herhangi birinin eksikliği durumunda sistemin çalışması mümkün değildir.

Yeryüzünü ve içindeki milyonlarca canlı türünü yoktan var eden alemlerin Rabbi olan Allah, mantis böceğini de sahip olduğu tüm sistemlerle birlikte mükemmel olarak yaratmıştır. Allah Kuran'da şöyle buyurur:

"Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir." (Furkan Suresi, 2)

Mantisin sesleri çok net şekilde duyabilmesi ve bu kadar iyi bir kamuflaj ustası olması rastlantılarla meydana gelmemiştir. Allah her canlıyı olduğu gibi mantis böceklerini de çok farklı yetenek ve özelliklerle donatmıştır. Canlıların sahip olduğu her bir özelliği Allah onlara yaşamlarını sürdürebilmeleri, hayatlarını kolaylaştırmak ve onları süslemek için vermiştir. Allah, mantis böceğinde olduğu gibi tüm canlıların görünüşleri ve yeteneklerinde gücünün, rahmetinin ve merhametinin tecellilerini kalbi Allah aşkı ve korkusuyla dolu, öğüt alıp düşünen her insan için gözler önüne sermektedir.

KELEBEK GÖZLERİ

 

Kelebeklerin bileşik gözleri, nesneleri tek tek parçalardan oluşan bir mozaik şeklinde görebilmelerini sağlayan pek çok gözden oluşmaktadır. Bu gözlerin her biri, resmin bütününün tek bir parçasını görür. (Bunu bir bilgisayar ya da televizyon ekranındaki resmi oluşturan noktalara benzetebiliriz.) Bu küçük gözlerin sayısı bazı kelebek türlerinde 17.000 adete kadar çıkabilmektedir. Ne kadar çok parça göz varsa canlının gördüğü detaylar da o kadar netleşir. Görüldüğü gibi kelebekler, sadece desenli ve çok renkli kanatlarıyla değil, binlerce küçük gözden oluşan özel yapıya sahip gözleriyle de Allah'ın gücünü ve sanatını yansıtmaktadır.

KELEBEK KANATLARI TELEVİZYON GİBİ IŞIK OYUNLARI YAPIYORLAR

Kelebek kanatlarının ışık yansıtıcı özelliklerinin olduğu kanıtlandı. Araştırmacılar Doğu ve Orta Afrika'da bulunan Papilio nireus türü kelebeğin tıpkı bilgisayar ekranlarındaki ışık yayan diyotlar ya da televizyonlar gibi ışık yansıtan florasan kanatları olduğunu buldular. Kanatları oluşturan pulların, sadece bazı ışık dalgalarının geçmesine izin verecek şekilde sıkışık olarak yerleştirilmiş atomları olan fotonik kristaller içerdiğini gördüler. Kristaller aynı zamanda onların ışık dalgaları oluşturmalarını sağlayan ve bize canlı renkler olarak ulaşan florasan pigmentlerle donatılmış. Bu sayede kelebek kanatları gün ışığını muhteşem parlak yeşillere ve mavilere dönüştürüyorlar. Bilim adamları aynı bileşkenleri kullanarak ışığı daha iyi yansıtabilme arayışındalar.
www.sciam.com

 

MONARK TIRTILLARI

Milkweedler (ipekotu) son derece zehirli bitkilerdir. Pek çok hayvan için öldürücü olmasına rağmen Monark kelebeklerinin tırtılları çok şaşırtıcı bir şekilde, hiçbir önlem almadan zehirli milkweed bitkisiyle beslenirler. Çünkü tırtılların milkweedin zehrine karşı bağışıklıkları vardır. Diğer birçok hayvan, milkweedden kaçınarak uzak durduğu halde Monark kelebekleri yaprakların tümünü yiyebilirler.

 

Ayrıca bu zehri önemli bir amaç için kullanırlar. Tırtıllar kelebeklere dönüştüklerinde de bu zehir molekülleri değişmeden ve çok güçlü bir şekilde vücutlarında kalır. Bu da Monarklara çok iyi bir savunma sağlar.


SAHTE ÇİÇEKLER: MANTİSLER

Mantis böceği sahip olduğu ultrasonik kulak sayesinde düşmanlarından korunduğu gibi bu üstün özelliği avlanmak için de kullanmaktadır. Minik böceklerle beslenen mantisler, avlayacakları canlıların kendilerinden ne kadar uzakta olduğunu da kulakları sayesinde tespit etmektedirler. Hareketsiz bir şekilde yaprağın içine kamufle olan mantisler avları yaklaşınca ani bir hareketle onları yakalarlar.

 


Süslü dış görünümleri nedeniyle ormanların sahte çiçekleri olarak da bilinirler. Örneğin Hymenopus Mantis türü alt kollarını açar ve çiçeğin taç şeklindeki yapraklarını taklit etmek için oval kuyruk bölümünü havaya kaldırır. Bu sayede üzerinde bulunduğu çiçekten asla ayırt edilemez.

Mantisin bu kadar iyi bir kamuflaj ustası olması rastlantılarla açıklanamaz. Çiçeğin sahip olduğu her detay, mükemmel bir yaratışın ürünüdür. Allah bu canlıyı da, diğer milyonlarca canlı türü gibi özel olarak yaratmıştır. Doğada varolan bunun gibi pek çok örnek, bizim üzerinde düşünmemiz ve Allah'ın sanatının tecellilerini fark edip O'nun şanını takdir edip yüceltmemiz için yaratılmış canlılardan sadece bir bölümünü oluşturmaktadır.


TÜKÜRÜK BÖCEĞi

Tükürük böceği yuvasını karnındaki bir tüp vasıtası ile uçan kabarcıklar üreterek inşa eder. Bu, çocukların kamış ile süt içerken baloncuklar oluşturmalarına benzeyen bir yöntemdir. Bu böcek, vücudunun içinde kendi kamışına sahiptir ve bu tüp özel sıvısı ile kabarcık oluştururken onları su ile karıştırır. Bu özel sıvı, baloncukların 100 gün kadar dayanmasını sağlar. Tükürük böceği bir yetişkin olana ve derisi güneş ışınlarına karşı dayanıklı hale gelene dek kabarcıkların içinde yaşar.

ETOBUR TIRTILLAR

Bir tırtıl (Maculinea alcon) ve bir karınca türü (Myrmica rubra) arasında oldukça ilginç bir ortak yaşam söz konusudur. Bu tırtıllar karıncaların yuvalarına girip onların larvalarını yerler. Ancak karıncalar bu tırtılları yuvalarına taşır, onlara kendi yavruları gibi davranır, bakar ve hatta besler. Peki karıncaları kendi larvalarını yiyen bir düşmana karşı bu derece misafirperver davranmaya iten sebep nedir? Sebep, bu tırtılların üzerinin karınca larvaları gibi kokmalarını sağlayan mumsu bir tabaka ile kaplı olmasıdır.

Bütün bunların bilinçli davranışlar olduğu açıkça ortadadır. Ancak, mikroskobik bir beyne ve sinir sistemine sahip bir tırtılın bu kadar bilinçli, planlı ve akılcı davranışlar sergilemesi mümkün müdür? Bu tırtılın düşünme gibi bir yeteneği yoktur ki, karınca larvalarının nasıl koktuğunu bilebilsin ve bu kokuyu elde edip karınca yuvalarına girebilmek için plan yapsın. Bu bilgileri tırtılın bir başka tırtıldan öğrenmiş olmasının da imkanı yoktur. Öyle ise yiyeceğini bulmak için düşmanlarını yanıltma fikrini ona veren kimdir? Bu sorular bir evrimci bilim adamına sorulsa açık ve kesin bir cevap asla veremez. Ancak evrimcilerin çok çaresiz kaldıklarında sığındıkları içgüdü kavramı üzerinde dururlar. Oysaki evrimcilerin içgüdü olarak tarif ettikleri bu akılcı davranışların kaynağı Yüce Allah'ın ilhamıdır.

Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilir:

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)


TİMSAH BÖCEĞİ

Kafa yapısı timsaha benzediği için adı timsah böceği olan Laternaria, Güney Amerika'nın tropik ormanlarında yaşayan bir ağaç böceğidir. (Harun Yahya, Doğadaki Mühendislik)

Böceğin burun kısmındaki yumrular onu bir ağaç dalına benzetmektedir. Göz görünümündeki koyu benekler bir yaprak üzerindeki küflü kısımları andırır. Bunlar bir böcek için en iyi savunma sistemi olan "kamuflaj”ın temel gereklilikleridir. Ancak Laternarianın savunma stratejisi sadece kamuflaj üzerine tasarlanmamıştır.

Pennsylvania Üniversitesi'nden tropikal biyolog Daniel Janzen'e göre bu böcek, bir maymun ya da kuşta korku etkisi uyandıracak kadar bir kertenkeleye benzemektedir. Eğer tüm bunlar bir maymun, sincap ya da kuşu aldatmaya yetmezse, o zaman timsah böceği önce kanatlarını çırparak kocaman göz çukurlarını sergiler. Saldırganı yine korkutup kaçıramazsa böcek bu kez şiddetli sarımsak kokulu, etkili bir kimyasal madde salgılar. Bu yöntem de iş görmezse, geniş kafasını ağaca vurarak, sersemletici bir ses çıkarır ve düşmanını korkutmaya çalışır. Fakat bütün bu pasif savunma yöntemleri başarısız kalırsa, timsah böceği en etkili silahını kullanır; uçarak uzaklaşır. ("Timsah Böceği", Bilim ve Teknik Ocak 1982 sf.30)

Allah bu böceği kendini koruması için eşsiz savunma sistemlerine sahip olarak yaratmıştır. Böcek, Allah'ın verdiği nimetler sayesinde kendinden birkaç kat büyük canlıları dahi caydırmayı başarır ve bu sayede yaşamını sürdürür.



YIRTICI SU BÖCEĞİ

"Dytiscus sp" olarak adlandırılan su böcekleri genellikle göl, havuz ve akıntı kenarlarında yaşamaktadırlar. Bu canlının vücut yapısı tek kelime ile tarif edilebilir: "Denizaltı". Böceğin vücudu kusursuz bir hidrodinamiğe sahiptir ve her organı deniz altı yaşamına uygun olarak tasarlanmıştır. Su böcekleri suyun içine dalmak ya da yüzeye çıkmak için vücutlarındaki hava depolarını havayla şişirirler. Suyun içinde ileri geri hareket etmek için de arka ayaklarını hiç durmadan çalışan birer kürek gibi kullanırlar. Su böcekleri vücutlarındaki oksijeni, vücutlarından bağımsız olarak sanki su altı dalgıçlarının kullandıkları oksijen tüpleri gibi taşırlar. Bu oksijeni elde etmek ise başlı başına bir şuur gerektirir. Böcekler hava için su yüzeyine çıkar ve havayı karınlarının en uç kısmına hapsederler. Bu sayede vücutlarının sırt kısımlarında içi hava dolu bir baloncuk oluşmuş olur.

Suda yaşayan balık veya kabuklular gibi, kendisinden çok daha büyük canlılara dahi saldıran bu böcek türü böceklerin köpek balığı olarak adlandırılmaktadır. Bu canlı, kendini düşmanlarına karşı savunmak için eşsiz bir defans sistemi kullanır. Vücudu, onu yutan düşmanının midesini bulandıracak çok güçlü bir hormon salgılar ve bu tat su böceğini yutan canlının hemen onu dışarı doğru tükürmesine yol açar.

Allah, kuşkusuz bu canlının hidrodinamik vücut yapısını ve sahip olduğu savunma sistemini birer tasarım harikası olarak yaratmıştır.



AKREBİN AVLANMA MEKANİZMASI

Görüş yeteneği oldukça yetersiz olan kum akrepleri nasıl oluyor da gece, avlarının yerlerini hiç şaşırmadan belirleyebiliyorlar?

Biyologlar, daha önce bu beceriyle, akrebin sekiz bacağında da bulunan yarık biçimli bir algılayıcı arasında bağ kurmuşlardı. Şimdiyse Münih Teknik Üniversitesi'ndeki fizikçiler, akrebin bu algılayıcılardan gelen sinyalleri işleyerek avlarının yerini nasıl belirlediklerini ortaya koymuş bulunuyorlar. Akrebin yakınlarına bir yere bir kelebeğin konduğunu düşünün. Kelebek iki tür dalga yayacaktır. Birincisi, saniyede 150 m hızla ilerleyen hacim dalgaları; ikincisiyse, yüzeye paralel olarak saniyede 50 m hızla yol alan Rayleigh dalgaları. Ava olan mesafe, bu iki dalganın akrebe ulaşma süreleri arasındaki farktan belirleniyor. Ancak sadece avla arasındaki mesafeyi bilmek, akrebin onu yakaladığı anlamına gelmiyor. Avın hangi yönde olduğunu da bilmesi gerekiyor. İşte tam burada devreye akrebin bacakları giriyor. Akrebin bacakları, yaklaşık 5 cm çaplı bir daire üzerinde yere basıyor. Dolayısıyla, avın yaydığı Rayleigh dalgasının akrebin ava en yakın bacağına ulaşmasıyla, en uzaktaki algılayıcıya varması arasında 5 milisaniye kadar bir fark oluyor. Algılayıcılardan biri, Rayleigh dalgasını saptadığında, bir ya da daha fazla nöron (sinir hücresi) akrebin beynine yüksek frekansta bir sinyal gönderiyor, bu "uyarıcı" sinyal, beyinde diğer üç bacaktan gelen sinyalleri de alan bir nörona ulaşıyor. Münih araştırma ekibinin vardığı sonuçlar, bacaklardan gelen sinyalleri işlemden geçiren sekiz nöronun bir "komite" gibi toplanıp, avın yönünü "oylama" yöntemiyle belirlediğini gösteriyor. Sistem ayrıca her algılayıcı için bir ya da iki nöronun, avın yönünün duyarlı bir biçimde belirlenmesi için yeterli olduğunu gösteriyor. Tüm bu bilgiler Allah'ın sonsuz aklının birer tecellisidir ve bu akıl her canlıda açıkça gözükmektedir. (Physics World, Temmuz 2000)

KAĞITTAN YUVALAR YAPAN YABAN ARILARI

Mimarlık yeteneğiyle ünlü bir diğer canlı, yaban arısıdır. Yaban arısının bu türü, tahta parçalarını kemirir ve bunları kullanarak ağzında selüloz, yani kağıt üretir. Sonra da bu özel üretim kağıdı kullanarak, kendisine yuvarlak bir ev inşa eder.

Tavana yapıştırdığı bu kağıttan yuvanın içinde, aynı balarıları gibi altıgen petekler yapar. Her altıgen peteğin tavanına, bir yumurta yapıştırır. Yaklaşık üç hafta sonra yumurtalardan larvalar çıkar. Larvalar şaşırtıcı bir bilinç göstererek, annelerinin açık bıraktığı peteklerin ağzını örerler. Ve böylece ağırlıkları yüzünden aşağı düşmekten kurtulurlar. Bir kaç hafta daha büyüdükten sonra yetişkin arılar olarak peteklerinden çıkarlar.

Yavru arılar, hiç vakit kaybetmeden hayata atılırlar. Yapmaları gereken her iş, onları yaratan Allah tarafından kendilerine ilham edilmiştir.

Yavrular annelerinin başlattığı inşaatı büyütürler. Sonunda ortaya oldukça büyük bir koloni çıkar. Arıların yuvası artık çok katlı bir apartmandır. Burada doğan her yaban arısı, kendisine verilen ilhama harfiyen uyacaktır.


BECERİKLİ ÇÖMLEK USTASI

Çömlekçi yabanarısı nemli toprağı ağız salgısı ile karıştırarak yapışkan bir çamur üretir. Ürettiği bu çamuru kullanarak da son derece düzgün çömlekler yapar. Aynen insanların kullandığı çömlek yapım tekniğinde olduğu gibi, sürekli dönerek çamuru şekillendirir. Çömlek bittiğinde en üstüne ağız kısmını eklemeyi de ihmal etmez. Herşey tamam olunca, arı vücudunun arkasını ağız kısmına getirir ve içeriye bir yumurta bırakır. Çömleğe biraz besin malzemesi de ekledikten sonra, ağzını mühürler ve uçup gider. Yumurtadan çıkan larva, bir süre sonra çömleği kırıp dışarı çıkacak ve hayata tek başına adım atacaktır.

Dışarı çıkan yavrular, hiç bir eğitim almadan, aynen anneleri gibi kusursuz çömlekler inşa etmeye başlarlar. Sahip oldukları bu mükemmel el sanatı, onları yaratmış olan Allah tarafından kendilerine ilham edilmiştir.

BOMBARDIMAN BÖCEĞİ

Bu böceğin savunma yöntemi diğer hayvanlara pek benzemez. Hayvan, düşman saldırısına uğradığı anda, vücudunun alt tarafında birbirinden ayrı iki bölmede depolanan iki kimyasal maddeyi (hidrojen peroksit ve hidrokinon) 'yakma odası' olarak adlandırılan özel bir bölmede birleştirir. Aynı anda bu 'yakma odası'nın duvarlarından salgılanan özel bir katalizör (peroksidaz) maddenin hızlandırıcı etkisiyle, karışım 100 oC'lik korkunç bir kimyasal silaha dönüştürür. Basınçla fışkırtılan bu çok sıcak kimyasal maddeyle haşlanan düşman ise, paniğe kapılarak avlanmaktan vazgeçer.

"Bu son derece karmaşık savunma mekanizması nasıl var olmuştur?" sorusuna cevap aradığımızda ise, böceğin bu mekanizmayı "kendi kendine" geliştirmesinin imkansız olduğunu görürüz.

Bir böcek, birbirine karıştığı anda patlayacak iki ayrı kimyasal maddenin formülünü nasıl oluşturabilir? Farz edelim oluşturdu, bunları nasıl kendi vücudunda salgılayıp biriktirebilir? Salgıladı diyelim, bunlar için kendi vücudunda iki ayrı 'bekleme' ve bir de 'yanma' odası nasıl meydana getirebilir? Tüm bunları 'başarsa' bile, iki maddenin reaksiyonunu hızlandıracak bir katalizör maddenin formülünü nasıl hesaplayıp bunlara ekleyebilir? Üstelik tüm bunların ardından bir de, kendi kendini yakmamak için, 'yanma odası'nın ve karışımı püskürttüğü borunun duvarlarını yanmaz bir alaşımla 'izole' etmelidir!

Böceğin 'yaptığı' bu işlemleri, kimyagerler dışında, insanlar dahi yapamazlar. Kimyagerler de bu işlemi kendi vücutlarının içinde değil, ancak laboratuvarda yapabilirler.

Böceğin böylesine üstün bir kimya uzmanı olduğunu ve kendi vücudunu, yapacağı reaksiyona göre dönüştürüp-düzenleyecek yeteneğe sahip bir mucizevi tasarımcı olduğunu kabul etmek elbette akıl dışıdır. Belli ki böcek, bu inanılmaz işlemleri, içeriğinin farkında olmadan, yalnızca bir refleks olarak yapmaktadır. Tabiatta böylesine üstün bir güce ve akla sahip bir varlık yoktur. İnsan da böyle bir canlıyı var edemez. Bırakın böylesine kompleks bir canlıyı var etmek, bilim adamları canlılığın en basit temeli olan proteini bile -ellerinde örneği olduğu halde-yapabilmiş değillerdir. Açıktır ki bu böceği, son derece üstün bir bilgiye ve güce sahip olan Allah yaratmıştır. 'Bombardıman böceği', yaratılmış milyarlarca canlı gibi, Rabbimizin sonsuz gücünün ve benzersiz yaratmasının bir örneğidir.



EN BÜYÜK YUVAYA SAHİP BÖCEK

Termitler en büyük yuvalara sahip böceklerdir. Avustralya’da bulunan 6.1 m’lik taban genişliğine sahip termit tepeciği en geniş, Afrika’da bulunan, taban genişliği 3 m’yi, boyu ise 12.8 m’yi bulan termit yuvası ise en yüksek yuvadır. Termitlerin sahip oldukları bu yuvalar 4–5 katlı binaların boyutuna denktir. Eğer bu yuvaların yüksekliğini termitin birkaç cm’lik boyutu ile karşılaştırırsak, insanların şu anda yaptığı en yüksek gökdelenlerden bile yüksek oldukları ortaya çıkar.

 

DARKLİNG BÖCEKLERİ

Bu böcek türü, deniz kenarında yer alan Namib Çölü’nde yaşamaktadır. Namib Çölü’nde yaşayan tüm canlıların su kaynağı, okyanus üzerinden gelen sis bulutudur. Darkling böcekleri de su elde etmek için öncelikle kum tepelerinin en yüksek noktasına çıkar, orada vücutlarının arka kısmını havaya kaldırarak kabuklarının üzerinde çiğ tanelerinin birikmesini sağlarlar. Daha sonra ağızlarına doğru süzülen bu suyu içerek su ihtiyaçlarını gidermiş olurlar.

Kabuklarının üzerinde su kaybetmelerini engelleyen özel bir su geçirmez katman bulunan bu böcekler, aynı zamanda uzun bacaklara sahiptirler. Bu uzun bacakları sayesinde gövdelerinin kızgın kumlara değmesini engellemiş olurlar. Ayrıca çölün en kızgın kısımlarında soluk bir renge bürünerek, yakıcı güneş ışınlarının etkisini azaltırlar.


EN KUVVETLİ İPLİK

Örümcek ipliği çelikten 5 kat ve kevlardan (çelikten dört kat daha dayanıklı tel) 2 kat daha güçlüdür. Bu mucize iplik aynı zamanda kopmadan mevcut uzunluğunun %30’una kadar gerilebilir.




EN BÜYÜK ÖRÜMCEK AĞI

Tropikal dokumacı örümcekleri, küçük kuşları ve yarasaları tuzağa düşürebilen 5.5 m’den daha fazla gerilebilen oldukça büyük ağlar yaparlar.

 

BOYUNUN 100 KATINDAN FAZLA SIÇRAYAN BÖCEK

İngiltere'nin Cambridge Üniversitesi'nde araştırmacılar, kendi boyunun 100 katından fazla sıçrayabilen salya böceğinin yay gibi bir iskelet yapısına sahip olduğunu keşfettiler. Böcek bir anda kendi ağırlığının 400 katı kadar enerji açığa çıkararak zıplama hareketini yapabiliyor. Bu zıplama hareketi bir insanın hiç zorlanmadan 50 katlı bir binanın üstüne sıçraması anlamına geliyor. Araştırmacı Malcolm Burrows ve meslektaşları, BMC Biology dergisinin internet sitesinde yayımladıkları araştırmalarında, salya böceğinin, çok katmanlı bir zırh gibi olmasını sağlayan ve elastiki özellik veren bir proteinden yapılmış iç iskeletine büyük çapta enerjiyi toplayabildiğini belirtti.

Ayrıca böceğin sıçramak için kaslarını gerdiğinde, kendini vücut kütlesinin 400 katından fazla bir güçle ileri fırlatmadan önce, karma malzemeden yapılmış bir yay gibi gerildiğini belirterek, salya böceğinin bu iskelet yapısı sayesinde, en güçlü fırlatma yayları gibi olan sert ve aynı zamanda elastiki iskeletiyle, yaralanmadan böylesine güçlü bir gerilime dayanabildiğini ifade etti.

 

HELİKOPTER BÖCEĞİ: YUSUFCUK

Yusufçukların uçuş sistemi bir yaratılış harikasıdır. Dünyanın önde gelen helikopter üreticisi Skorsky, helikopter tasarımlarından birini yusufçuğu örnek alarak gerçekleştirmiştir. Bu projede Skorsky’e yardım eden IBM firması, yusufçuğun resmini bir bilgisayara (IBM 3081) yükleyerek çalışmaya başlamıştır. Bilgisayarda, yusufçuğun havadaki manevraları da göz önüne alınarak 2000 adet özel çizim gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda yusufçuktan alınan örneklerle Skorsky’nin asker ve mühimmat taşımak için ürettiği model ortaya çıkmıştır.


Doğa fotoğrafçısı Gillian Martin ise yusufçukları incelemek amacıyla 2 yıl süren bir çalışma yürütmüştür. Bu çalışma sonunda elde edilen bilgiler, bu canlıların son derece kompleks bir uçuş sistemine sahip olduklarını göstermektedir.

Yusufçuğun vücudu, metalle kaplanmış izlenimi veren halkalı bir yapıya sahiptir. Buz mavisinden bordoya kadar çeşitli renklerdeki gövdenin üzerinde çaprazlama yerleşmiş iki çift kanat bulunur. Bu yapı sayesinde, yusufçuk çok iyi bir manevra yeteneğine sahiptir. Uçuşu hangi hızda ve hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya başlayabilir. Veya havada sabit durup avına saldırmak için uygun bir pozisyon bekleyebilir. Bu durumda iken olduğu yerde kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir. Çok kısa bir zaman içinde, böcekler için olağanüstü bir hıza; saatte 40 km’ye ulaşır (Olimpiyatlarda 100 m. koşan atletlerin hızı saatte 39 km kadardır).

Bu hızla avına çarpar. Çarpmanın şoku çok şiddetlidir. Fakat yusufçuğun zırhı hem çok sağlam hem de çok esnektir. Zırhın bu esnek yapısı çarpmadan doğan enerjiyi emerek böceği rahatlatır. Ama aynı şeyi avı için söylemek mümkün değildir. Yusufçuğun avı, çarpmanın neden olduğu şok ile ya tamamen sersemler ya da ölür.

Çarpışma sonrasında ise yusufçuğun en etkili silahları olan arka bacakları devreye girer. Uçuş sırasında arkaya doğru kıvrık olan bacaklar, hızla öne açılarak sersemlemiş olan avı havada yakalar. Artık sıra, çelikten farksız olan alt çeneye gelmiştir.

Çok yüksek hızlarda uçarken ani manevralar yapabilen yusufçuğun görme yeteneği de kusursuzdur. Yusufçuk gözü, dünyanın en iyi böcek gözü olarak kabul edilir. Her birinde 30.000 kadar ayrı mercek bulunan bir çift göze sahiptir. İki yarım küreye benzeyen ve başının yarısı kadar yer kaplayan gözler, böceğe çok geniş bir görüş sahası sağlar. Yusufçuk, gözleri sayesinde neredeyse arkasında olup bitenleri bile gözleyebilir.

Görüldüğü gibi yusufçuk, her biri tek tek mükemmel yapıya sahip bir sistemler bütünüdür. Allah bu sistemlerin hepsini en ideal şekilde yaratmıştır ve bu sayede yusufçuk yaşamını kolayca sürdürmektedir.

ATEŞ BÖCEĞİ IŞIĞINI NASIL YAKAR?

Küçücük vücutlarında bir teknolojiyi barındıran ateş böcekleri de üstün ve güçlü olan Yüce Rabbimiz'in yaratış delillerinden sadece biridir. Normal bir ampul, elektrik enerjisinin ancak %3-4'ünü, bir floresan ampülü ise, ampüle giren elektrik enerjisinin %10'unu ışığa dönüştürebilir, enerjinin kalan kısmı ise ısıya dönüşür. Bu, üretimdeki bir kayıptır. İdeal olan %100'lük bir verimdir. Ateşböcekleri ise, mühendislerin ulaşmaya çalıştıkları fakat başaramadıkları %100 verimle ışık üretimi işlemini küçücük bedenlerinde gerçekleştirirler.

Ateşböceğinin karın bölgesinde bir ışık organı vardır. Bu ışık organında birbirine çok yakın bölümlerde, ışık vermede rol alan iki temel kimyasal madde üretilir. Lusiferin ve lusiferaz olarak adlandırılan bu iki maddenin birbiriyle karışması ışıldamanın olabilmesi için yeterli değildir. Bu maddelere oksijen ilave edilmesi gerekir. Bu nedenle ateşböceklerinde, solunum sistemi ışık verme organında geniş bir yer kaplar. Son derece kompleks bir seri işlem sonucunda, ateşböcekleri tam 3 saat boyunca ışık verebilirler.

Sonsuz ilim sahibi Yüce Allah, her canlıda birbirinden muhteşem sistemler var etmiştir. Canlıların sahip oldukları bu özellikler inananlar içinse birer ayettir.

BASINCA DAYANIKLI BİR BÖCEK

Rhodinius prolixus isimli bu canlının, çok mükemmel bir pompalama mekanizması vardır. Bu böceğin başının içi hemen hemen tümüyle boşluklar ve kaslarla kaplıdır. Bu özel yapı sayesinde böcek, emme borusunun iki ucu arasında basınç farkı oluşturabilir. Kan da bu basınç farkı nedeniyle böceğin borusu içinde saniyede 5 metrelik bir hızla yükselmeye başlar. Bu oldukça hızlı bir yükselmedir ve normal şartlar altında geçtiği yerlerde tahribat yapması gerekir. Ne var ki bu yüksek akış hızına rağmen böceğin ne borusunda ne de başka herhangi bir dokusunda tahribat ya da çatlama olmaz. Çünkü kanın geçiş yaptığı tüm dokular, bu hız ve basınca dayanabilecek yapıdadır. Böcek bu sistem sayesinde 15 dakikada 300 mikrolitre kanı emebilir. Bu, bir insanın aynı süre içinde 200 litre su içmesine denk bir miktardır.

Rhodinius prolixus böceğinin emme ve depolama sistemi en ince detaylarına kadar teknik bir bütündür. Söz konusu böceğin evrim teorisinin iddia ettiği gibi bir dizi tesadüf sonucu bu özellikleri kazanmış olması imkansızdır. Bu böceği de her şeyin sahibi olan ve her şeye gücü yeten Yüce Allah yaratmıştır.