ANA SAYFA
 

BÖCEKLER VE BİYOMİMETİK

 Doğadan örnek alınan her canlı, onların sahip oldukları her sistem iman eden insanlar için Allah’ın yaratışındaki kusursuzluğun birer delilidir.

Bilim adamları robotların esnek olmayan yapılarını değiştirmek amacıyla çalışmalar yapmaktadırlar. Çünkü mekanik robotların bükülemez yapıları hareketlerine pek çok kısıtlama getirmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Tufts Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı yeni üretilen robotların tamamen yumuşak yapılı olması için çeşitli çalışmalar başlatmışlardır. Bu araçların tıp ve uzay araştırmaları gibi alanlarda pek çok fayda getirmesi planlanmaktadır.

Bilim adamları robot teknolojisini ilerletebilmek için çalışmalarını biomimetik alanında da yoğunlaştırmışlardır. Biomimetik Allah’ın doğada yarattığı canlıların incelenmesi ve bu canlılarda görülen aklın yeni teknolojilerde kopyalanması olarak özetlenebilir. Bilim adamları en mükemmel mekanizmaların laboratuvarlarda icat edilmeden milyarlarca yıl önce doğada bulunduğunu görmüşlerdir. Bu durum evrimi savunan bilim adamlarını çok büyük sıkıntıya sokmuştur çünkü evrim basamağının en son halkası olduğunu iddia ettikleri insan, sözde kendisinden daha ilkel olması gereken canlıların bildiklerini bilememektedir.

 

Doğadaki üstün tasarım bilim adamlarına geleceğin makinelerini tasarlamada geniş ufuklar açıyor. Son olarak Berkeley, ABD ' deki California Üniversitesi ile Stanford Üniversitesi bilim adamlarından kurulu bir araştırma ekibi, günümüzün hantal, hareket kabiliyeti az robotlarına esneklik kazandırabilmek için çalışmalarını biyomimetik (biyotaklit) alanında yoğunlaştırdılar. www.biyomimetik.net

Günümüzün yüksek teknoloji seviyesine rağmen, üretilen robotlar bir türlü esnek, kıvrak ve dengeli bir hareket kabiliyetine kavuşabilmiş değiller. Robot yapımında kullanılan malzemeler katı, homojen (tek bir maddeden meydana gelen) ve izotropik (çeşitli yönlerde gösterdiği özellikler değişmeyen) özellik gösteriyor. Bu yüzden robot malzemeleri, kolay kırılır ve kaba özellikli oluyor.

Hareket kabiliyetlerini ve bedenlerindeki malzemenin özelliğini temel alarak doğadaki canlılarla robotlar arasında bir kıyas yapacak olursak, en basit canlının bile en gelişmiş robottan kıyas olmayacak derecede üstün olduğunu görürüz. Bu üstünlüğün temelinde, canlıların bedenlerinde bulunan malzemenin viskoelastik (yapışkan ve elastik) özellik göstermesi yatıyor. Böylece canlıya geniş bir hareket çeşitliliği sağlanmış oluyor. İnsandan buna bir örnek vermek gerekirse: Hücrelerimizin duvarları sıvı özellikli ve esnek olmasaydı, eklemlerimizden kol ve bacaklarımızı bükebilmemiz mümkün olmazdı. Bu durumda kolumuz bir kraker gibi kırılır ve dağılırdı.

Canlılardaki tasarımı günümüz robotlarına kat kat üstün kılan bir diğer önemli özellik ise başta belirttiğimiz gibi canlılardaki malzemenin yerel olarak çeşitlilik gösterir olması. Örneğin elimizin üst kısmındaki dokuyla avucumuzdaki doku bizim yaşamımız için gerekli şekilde, özel olarak yerleştirilmiş. Avuç içimiz gergin değil de üstteki deri gibi yumuşak olsaydı, eşyaları tutmak çok daha zor olurdu.

Robotlar ise çok ilkel bir tasarıma sahip. Her robot hareketleri boyunca değişik yönlü fiziksel kuvvetlerle karşılaşıyor. Zeminin sürtünme katsayısı, sertliği gibi faktörler robotun dengesi, dolayısıyla hareket kabiliyeti üzerinde etkili oluyor. Ancak robotların bacaklarında kullanılan malzeme tüm bacakta aynı. Bu yüzden en ufak kuvvet dahi bacakta emilemez hale geliyor ve tüm bedeni etkiliyor. Robot bilimciler bu kabalığı ve denge bozukluğunu ortadan kaldırabilmek, böylece zorlu ortamlarda kolaylıkla ilerleyebilen sağlam robotlar yapabilmek için küçük bir böceğin mükemmel tasarlanmış bacaklarını taklit ediyorlar.

Bu amaçla geleneksel robot yapma teknikleri artık yavaş yavaş terk ediliyor. Canlılardaki doku çeşitliliğinden ilham alınarak geliştirilen bu robot üretim tekniği SDM (shape deposition manufacturing) olarak anılıyor. Bu tekniğin uygulanmasında, Derecelendirilmiş Fonksiyonel Malzemelerin (FGM: Functionally Gradable Materials) kullanımı ağırlık kazanıyor. Bu malzemelerin tasarlanmasında ise doğadaki böcekler ya da kabuklular gibi canlıların bedenlerinde kullanılan malzemeler taklit ediliyor. (Harun Yahya, Doğadaki Tasarım)


Böcekten Modern Tren İstasyonuna

1987 yılında Fransız politikacılar, hızlı tren TGV ' nin hatta bulunan Lyon-Stolas istasyonu için mimar Santiago Calatrava ' yı çağırdılar. Amaçları istasyon için nasıl bir yapı düşündüklerini anlatmaktı. Bu tren istasyonu görkemli, çarpıcı ve atılımcı nitelikler taşıyan bir simge olmalıydı. Calatrava, istekleri dinlerken önündeki kağıda bir böcek resmi çizdi. İlham kaynağı bir böcek olan bu istasyonun, bir böcekte rastlanabilecek canlılıkta yeşil ve mavi renklerle aydınlatılması da ihmal edilmedi.

Görüldüğü gibi bir böceğin bacağında bile son derece üstün bir tasarım bulunmaktadır. Peki ama bu üstün tasarım nereden gelmektedir? Bu tasarımı oluşturan dokular elbette herhangi bir fabrikada mühendislerce üretilen makineler değildir: Hepsi böceği oluşturan hücreler tarafından üretilir. Ama bu hücreler hareket halindeki kuvvetleri yok edecek özellikleri nereden bilmektedirler? Böceğin bacağının farklı bölgelerindeki hücreler farklı farklı dokular sentezlemektedirler. Bu tasarımın kaynağı olan plan, bütün hücrelerin çekirdeğindeki DNA ' da kodlanmıştır.

Peki ama hücreler DNA ' daki olağanüstü pek çok bilgi arasından gerekli dokuyu oluşturmak için gerekli bilgiyi nasıl belirlemekte, seçmekte ve okumaktadırlar? Böceğin bedeni dev bir fabrikaya benzetilecek olursa, bu hücreler de fabrikanın farklı farklı köşelerinde kurulu üretim bantlarında bir makineyi oluşturan çok sayıdaki parçanın bir plana göre üretilmesine benzer. Bu üretim planında açık bir organizasyon vardır. Peki ama DNA ' da kodlanmış bu planın bilgisi nereden gelmektedir? DNA ya da hücrenin diğer organelleri bilinci olmayan atomlardan oluşmalarına rağmen böylesine üstün bir tasarımın hem planlayıcısı hem de uygulayıcısı olabilirler mi? Elbette ki hayır.

Bilim adamlarına rehber olacak böylesine üstün bir tasarımın üstün bir Akılla tasarlandığı açıktır. Bu Aklın sahibi, herşeyin Yaratıcısı, Üstün ve Kuvvetli olan Allah'tır. Tek bir böcekteki örnek bile, Allah ' ın yaratma sanatının bir tecellisi ve insanlara Allah ' tan bir ibret konusu ve hatırlatmadır. Allah bu gerçeği her şeyin açıklayıcısı olan Kuran ' da şöyle bildirir:

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)

ÖRÜMCEK İPLİĞİ

Örümceklerin yaptıkları ipek, bilinen doğal ya da sentetik liflerden çok daha güçlüdür. Bunu keşfeden bilim adamları örümceğin nasıl bir sistemle bunu yaptığını keşfetmek için çalışmalar başlatmışlardır. Önceleri bunun ipekböceğinden ipek alınması kadar kolay olabileceğini düşünmelerine rağmen bir süre sonra yanıldıklarını anlamışlardır.


Danimarka'daki Aarhus Universitesi'nden evrimci zoolog Fritz Vollrath örümcekler üzerinde yaptığı araştırmaların sonucunda örümceklerin ürettikleri ipeğin, onlardan direkt olarak alınarak yapılmasının mümkün olmadığını görmüştür. Örümceklerin kuyruklarında altı bölümden oluşan ve ipek kesesi denilen bir bölge vardır. Keselerin her birinde farklı salgılar üretilir. Bu keselerin salgıları değişik kombinasyonlarda birleşerek, farklı türdeki ipek iplikleri meydana getirir. Keseler arasında büyük bir uyum vardır. İpeklerin üretimi sırasında örümceğin vücudunda bulunan son derece gelişmiş özelliklere sahip pompalar, vana ve basınç sistemleri kullanılır.

Altı farklı keseden salgılanan maddelerin karışım oranları da çok önemlidir. Örneğin yapışkan iplik üretilirken, yapışkanlık özelliği veren maddenin az kullanılması durumunda ağ, böcek yakalama özelliğini kaybedecektir. Çok kullanılması durumunda ise ağın kullanılabilme özelliği azalacaktır. Bu ipeğin işe yarayabilir bir ipek olması için, diğer beş salgı bezinin de aynı dengede çalışması şarttır.

Bütün bu işlemlerin başarıyla tamamlanması sonucunda her biri farklı özelliklere sahip olan ve farklı işlevleri olan örümcek ipekleri ortaya çıkar.
Elinize bir kağıt alıp buruşturun ve sonra bunu atın. Top haline getirdiğiniz kağıt, yere attığınızda hafifçe açılacaktır, fakat tekrar düzelmesi ve eski kırışıksız haline dönüşmesi neredeyse imkansızdır. Ancak doğada büküldüğü hatta buruşturulduğu halde, eski şeklini kazanan maddeler de vardır. Örümcek ipeği bu maddelerden biridir.

Bilim adamları ipliğin sağlamlığını belirlemek için Araneau diadematus örümceği ile aynı ağırlıkta küçük bir cismi 90 derecelik bir açı ile üç farklı maddeden oluşmuş ipliğe bağlayarak iplikleri döndürmüşlerdir. Bu şekilde iplik malzemesinin orijinal durumuna dönmesinin ne kadar zaman aldığını kaydetmişlerdir. Bu sonuca göre;

  • Kurşungeçirmez yeleklerde kullanılan Kevlar polimer ipliği, yeterli esnekliği sağlasa da dönmenin etkisini çok az azaltabilmiştir.
  • Bakır ipliği, ilk şekline dönmekte zorlanmış ve birkaç turdan sonra kırılır hale gelmiştir.
  • Araneus diadematus örümceğinin ipeği ise çok kısa sürede eski şekline kavuşmuştur.

CİNAYETLERİN ÇÖZÜMÜNDE BÖCEKLERİN KULLANILMASI

Gelişen bilim ve teknoloji ile birlikte suç ve suçluların profili de değişmektedir. Suçlular bilim ve teknolojinin nimetlerini suç işlemekte kullanmaktadırlar. Suç ve suçlularla mücadele eden polis de bu profile paralel olarak suçlulardan bir adım önde olmak zorundadır. Polis de bilim ve teknolojiyi suçları önlemek ve olayları aydınlatmak için kullanmalıdır.

Polisin özellikle cinayet ve şüpheli ölüm olaylarında ölüm zamanının tespiti, olayların aydınlatılmasında kilit noktayı oluşturmaktadır. Bu aşamada dünyanın birçok ülkesinde olayların aydınlatılmasında kullanılan bilim dalı olan adli böcek biliminden (Forensic Entomology) faydalanılabilir.( Benecke, M. 2001)

Böcek biliminin başta cinayetlerdeki ölüm zamanının tespiti olmak üzere kullanıldığı alanlar vardır.

Ölümden hemen sonra çürüme olayı başlar ve bu çürüme olayında organik maddelerin yıkım süreci çok önemlidir. Çürüme mekanizması aslında bağırsakların daimi saprofit konukçusu olan anaerobik bakterileri tarafından başlatılmaktadır. Cesedin çürümesi olayı, iç kimyasal bozulmadan dolayı hücrelerin çözülmesinden, serbest kalmış enzimler tarafından dokuların çözülmesi ile dış çevre ve bağırsaktaki bakteri ve funguslar tarafından gerçekleştirilen dış sürece kadar bir dizi karışık olaylar bütünüdür. (Macchiarelli, L., Feola, T. 1995)


Bakteriyel enzimatik yapı, protein, karbonhidratlar ve organik madde içeriklerinin yıkımı (amino asit, su, ve karbon dioksit yağ asitleri vb) ile nitrojen, metan, hidrojen sülfit vb. gazlar tarafından dokular sıvılaşarak çürütülür. Büyük oranda gaz çıkışı ile akışkan kıvamdaki dokular sindirilebilir. Klasik olarak çürüme aşamaları genel olarak dörde ayrılabilir.(renk bozulması, şişme, sıvılaşma ve ileri çürüme veya kuruma aşaması) ( Coe J. I. 1993)

Çürüme olayını hem cesedin içerisinden hem de dış çevreden birçok faktörler etkiler. İç faktörler olarak maktulün yaşı, kilosu çürüme olayını etkiler. Dış faktörler olarak cesedi çevreleyen havanın sıcaklığı (250-350 C arası sıcaklıklar bakterilerin gelişimi için en uygun sıcaklıklardır) ile havalandırma ve nem oranı önemlidir (kuru ve rüzgarlı havalar bakteriyel yapıyı bozarak cesedin mumyalaşmasına sebep olmaktadır; nemli bölgelerde dokularda ıslanmaktadır ve batık cesetlerde çürüme hızı yavaşlamaktadır).Bunun yanında cesedin kıyafetleri de çürüme olayını yavaşlatmaktadır (Campobasso, C. P., Vella D. G., Introna F. 2001).

Bazen cesedin çürüme sürecinde memeli hayvanlar da üstün durumda olmaktadırlar (köpek,kedi, kuş, fare vb). Ama genelde çürüme sürecinde ölüm olayının başından, çürüme olayının sonuna kadar artropodlar egemendir. Bu artropodlar, özellikle böcekler cesette meydana gelen koku ve gaz çıkışına bağlı olarak ilk birkaç saat içerisinde cesede gelirler ve organik maddelerle beslenmeye başlarlar (Rodriguez, W. R. 1997).


Adli Böcek Bilimi Tarihçesi

Adli böcek biliminin ilk kez 13yy.da kullanıldığı bilinmektedir. Adli araştırmacı Sung Tzu Çin’de bir cinayet soruşturmasında bu bilimden istifade eder. Bir köyde meydana gelen cinayet olayında maktul orakla öldürülür. Sung Tzu bütün köylülerin oraklarını toplayarak birkaç gün bekletir. Daha sonra bir orak üzerinde gelişen böcekleri ceset üzerindeki böceklerle karşılaştırarak cinayeti çözmüştür (Benecke,M. 2001).

18. ve 19. yüzyıllarda Fransa ve Almanya‘da adli tabipler gömülü cesetler üzerinde bir çok farklı eklembacaklıyı gözlemlemişlerdir. Modern Adli Böcek biliminin ilk kez ölüm zamanı tespitinde kullanımı 1855 yılında Fransız doktor Bergeret tarafından gerçekleşmiştir. (Benecke,M. 2001).

1960 ila 1980 arasında adli böcek bilimi çalışmaları, adli tabip Marcel Leclecq (Belçika) ile biyoloji profesörü olan Pekka Nuorteva (Finlandiya) tarafından sürdürülmüştür. Daha sonraları adli böcek bilimiyle ilgili ileri seviyedeki çalışmalar Amerika, Rusya ve Kanada’da sürdürülmüştür. Halen dünyanın birçok ülkesinde adli olaylarda adli böcek bilimi kullanılmaktadır. (Benecke,M. 2001).





Cinayetlerin Çözülmesinde Böceklerin Kullanılması


Cinayet soruşturmasında böceklerin kullanılmasının çok çeşitli sebepleri vardır:

Birinci olarak; cesetteki çürüme olayında genelde ilk gelen böceklerdir. Eğer cesete ulaşmak için bir engel yoksa Blow Flies türleri ilk birkaç saat içerisinde cesede yumurtalarını bırakırlar.  (Catts, E.P. 1992). Bu olay biyolojik saati başlatır. Sinek yumurtalarının gelişiminin tespiti ile ölüm sonrası aralık (ölüm zamanı) tespit edilmiş olur.

İkinci olarak; ceset üzerindeki ve etrafındaki eklembacaklı faunasındaki değişiklikler tahmin edilebilir bir silsile şeklinde gerçekleşir. Çürüme boyunca ceset mikroptan bir çok leşcil omurgalıya kadar bir çok canlı için geçici kaynaktır. Artropotlar bu faunanın ana elementidir ve böcekler (su altı hariç) en göze çarpan ve daimi parçalarıdır. Sualtında Crustacea hakimdir. Güney Carlina’da yapılan bir çalışmada, çürüme aşamaları gözlenen bir domuz karkasında 3 şube içerisinde 522 tür hayvan gözlenmiş ve bu hayvanların %84’ü böceklerden oluşmuştur (Payne, J. A.1965).

KAYNAK: http://www.nuveforum.net/875-kriminoloji/17283-cinayetlerin-cozumunde-boceklerin-kullanilmasi/

TIRTILIN MÜKEMMEL YAPISI VE ROBOT TEKNOLOJİSİ

Biomimetik alanında çalışmalar yapan araştırmacılar tırtıl ve ipek böceğinin özelliklerine benzer yapıda, yumuşak hareketler yapabilen robotlar üretmeye çalışmaktadırlar.

Biyoloji profesörü Barry Trimmer tırtıllarda yapılan incelemelerin bu alanda kendilerine yol göstereceğini belirtmiştir. Bir nörobiyolog olan Trimmer bu canlıların beyinlerini kullanarak sıvı hareketini nasıl kontrol ettiklerini ve böylece hiç eklem olmadan nasıl rahatça hareket edebildiklerini daha iyi anlayabilmek amacıyla çalışmalar yapmaktadır.

Günümüzdeki yumuşak yapılı robot prototipi silikon elastomer denilen maddeden yapılmıştır. İç duvara tutunmuş çok küçük kasları bulunmaktadır ve bunlar geri plandan görülebilen elektronik arayüzey ile kontrol edilmektedir. Robotun üzeri silikon lastik bir deri ile kaplıdır. “Softbot” isimli yumuşak yapılı bu robot ancak silikon lastik parça içerisinde kıvrılarak ilerleyebilmektedir. Şu ana kadar araştırmacılar robotun ancak hafif dalgalanma hareketi yapmasını sağlayabilmişlerdir.

Unutulmamalıdır ki tırtıl doğada çok fazla rastlanan bir canlıdır ve bu canlının yapısı milyonlarca yıldır değişmemiştir. Ancak bilim adamları var güçleriyle bu canlının hareket mekanizmasının sırlarını çözmeye ve bunu teknolojiye adapte etmeye çalışmaktadırlar. Ancak 21. yüzyıl şartlarında bile tam başarı sağlayamamışlardır. (Harunyahyailanlari.com)

Allah tırtılı ve diğer tüm canlıları bir benzerleri olmadan yoktan var etmiştir. Eğer canlıların özellikleri bilim adamları tarafından örnek alınıyorsa bu açıkça Allah’ın yaratmasındaki üstünlüğü isteseler de istemeseler de kabul ettikleri anlamına gelir.

İnsanların teknolojide örnek aldıkları her canlı, bu canlıların sahip oldukları her sistem iman eden insanlar için Allah'ın birer ayetidir. Bu gerçek Kuran’da; Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4) ayetiyle bildirilmektedir.

 

BİLİM ADAMLARINA YENİ BİR DÜNYANIN KAPISINI AÇAN BÖCEK

 Tekstilden temizlik endüstrisine, metal sanayiinden kağıt endüstrisine ve hatta dentolojiye kadar pek çok ürün için daha başarılı beyazlaştırma teknikleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda bilim adamları doğadan da faydalanmaktadırlar. Güneydoğu Asya’da yaşayan “Cyphochilus” isimli böceğin kabuğu bu araştırmalarda gelinen son noktadır. Şu anda söz konusu böceğin bembeyaz kabuk renginin nasıl oluştuğu İngiltere’nin Exeter Üniversitesi akademik çevreleri tarafından incelenmektedir.


CYPHOCHILUS

Scientific American dergisi, Cyphochilus böceğinin şu ana kadar hiç bir teknolojik yöntemle erişilememiş olan beyaz rengini şu cümlelerle duyurmuştur:

“Beyazlaştırma yöntemlerini unutun, bu böcek daha beyaz olan beyazların anahtarı olabilir. Bundan sonra ‘Cyphochilus böceği kadar beyaz’ ifadesi kullanılabilir.” (Brilliant Whiteness of Strange Beetle Explained)


Ultra İnce Beyaz Maddelerin Üretiminde Cyphochilus Örnek Alınıyor

Cyphochilus böceğinin hiç rastlanmadık parlaklıkta beyaz bir kabuğu vardır. Imerys Minerals Ltd. araştırma ekibine göre bu böcek parıldayan ultra ince beyaz maddelerin nasıl yapılabileceği konusunda teknolojiye yol gösterebilecek bir canlıdır. ISO standartlarının kabul ettiği beyazlık ve parlaklık derecesine göre, bu böcek sütten ve insan dişinden çok daha beyaz ve parlaktır. Aynı zamanda kıyaslanan her iki yapı böceğin kabuk yapısına göre oldukça kalındır. Exeter Üniversitesi Fizik Bölümünden Dr. Pete Vukusic Cyphochilus için şunları söylemektedir:

“Bu incelikte ve bu tür bir parlak beyazlık doğada çok nadir bulunmaktadır. Onu gördüğüm an içimden bir ses bana bu böcekte çok özel bir şey olduğunu söyledi. Eğer bu böcekten öğrendiklerimiz teknolojik tasarım fikirlerine aktarılabilirse, gelecekte yazı yazdığımız kağıt, dişlerimizin rengi ve hatta hızla gelişen yeni nesil beyaz ürünler dahi önemli şekilde değişecek ”. (Bright White Beetle Dazzles Scientists)


Keskin Beyaz Bir Renk Nasıl Elde Edilir?

Renkler pigmentasyon veya katmanların çok muntazam dizilimiyle oluşmaktadır. Bir maddenin rengi o maddeden gözümüze ulaşan görünür bölgedeki elektromanyetik ışınlardır. Ancak beyazlık tüm renklerin eşzamanlı bir şekilde dağılmasıyla oluşan, kuralları olmayan bir yapıdır. Elektromanyetik ışın saydam maddeler içinden gelip geçer, saydam olmayanlarda ise yansıtılır. Eğer bu ışınlar görünür bölgedeki ışınların tamamını kapsıyorsa saydam maddeler renksiz, saydam olmayanlar ise beyaz renkte görülürler.

Dr. Vukusic elektron mikroskobu ile görüntüleme sistemi kullanarak böceğin bedenini, başını ve bacaklarını inceledi. Bunun sonucunda böceğin uzun yatay pullarla kaplı olduğunu ve bu pulların da tamamen düzensiz protein liflerinden oluşan gözenekli bir ağ yapısına sahip üç boyutlu bir iç düzeneğinin olduğunu gördü. Bu iç yapı, tüm dalgaboylarının benzersiz ve etkili dağılımının anahtarıdır. Bu özellik keskin beyaz renk için mutlaka gereklidir. Yapıların boyutlarının aralarında boşluk bırakarak dengelenmesiyle, beyaz kağıttan ve dişteki mine dokusundan çok daha etkili beyaz ışık saçılımı oluşmaktadır. Optik fizik uzmanı Pete Vukusic böceğin bu özelliği için “doğadaki üstün akıl anlamında bu benim en sevdiklerimdendir” demiştir. (Bright White Beetle Dazzles Scientists)


Bebek Dişi Minesinden Bile Daha Beyaz Bir Madde Nasıl Olup da İnce Olabilmektedir?

Bilim çevreleri bu kadar abartılı bir parlaklığa ve beyazlığa sahip bir cismin çok ince bir yapıda olmasını benzersiz ve hayret uyandırıcı bulmuştur, çünkü endüstriyel ürünlerin çok beyaz olmaları için kalınlaştırılmaları gerekmektedir. Örneğin yüksek kalite kağıt, plastik ve bazı boyalarda kullanılan endüstriyel mineral kaplamalar beyazlaştırılmaları için iki kat daha kalınlaştırılmaktadır.

Maddenin ne kadar çok katmanı olursa o kadar fazla ışık saçabilir ve o oranda rengi parlak olur. Vukusic ve meslektaşları bu böceğin pullarının ise beş mikrometre kalınlıkta olduğunu ve bir bebek dişi minesinden bile daha beyaz olduğunu belirlemişlerdir. Bu mükemmel beyazlık, böceğin özel bir yapıya sahip yüzeyinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzey milimetrenin 200’de 1’lik kalınlığındaki pulları insan saçından on kat daha incedir. Elektron mikroskobu böceğin pullarının karışık, düzensiz dağılımlı liflerden yapıldığını ve her birinin de 250 nanometre (metrenin milyarda biri) genişliğinde olduğunu ortaya çıkarmıştır. Düzensiz mikroskobik yapı, ışığın tüm dalgaboylarını yüzeye eşit olarak dağıttığı için, beyaz rengi elde etmede anahtar rolü oynamaktadır. Dr. Pete Vukusic teknolojinin henüz yakalayamadığı bu üstün özellikle ilgili olarak şu yorumu yapmıştır: “Onu elektron mikroskobunun altına koyduğum an sanki başka bir dünya açıldı, olağanüstü bir durumdu.”


Teknoloji Doğayı Yakın Takibe Alıyor

İnsanların bilgi yetersizliğinden dolayı ulaşamamış oldukları pek çok yapıya, Allah’ın yarattığı canlılar milyonlarca yıldır yani yaratıldıkları ilk andan itibaren sahiptirler. Bu beyaz böcekte görüldüğü gibi tüm canlıların mükemmel özellikleri vardır. Bilim adamları artık geliştirmeye çalıştıkları projeler için, en mükemmel akıl örneklerinin bulunduğu doğadaki varlıklara yönelmektedirler. Keşfettikleri her özellik insanlığı hayrete düşürmektedir. Çünkü kimya bilgisi olmayan, fizik, matematik bilmeyen kimi zaman parmak ucundan bile daha küçük olan canlıların, yıllarca eğitim almış, yüksek teknolojilerin kullanıldığı laboratuvarlardakilerden çok daha üstün sistemlere sahip oldukları görülmektedir. Bilim adamları birçok teknolojik yeniliğe doğadaki varlıkları taklit ederek ulaşmışlardır.

Doğadaki örneksiz yapıların hepsinin sahibi Allah’tır. Akıl ve vicdan sahibi her insan, yerlerin, göklerin ve ikisi arasında bulunan canlıların yaratılışında, Allah’ın benzersiz aklının, sonsuz gücünün ve ilminin yansımalarını görecektir.

Gereği gibi düşünebilen insan etrafındaki sayılamayacak kadar fazla olan yaratılış harikalarını görür ve bunların hepsinin ortak bir Aklın ürünü olduğunu anlar. Düşünebilen insan böceğe, kuşa ya da bir bitkiye, sahip olduğu üstünlüğünden dolayı hayran olmaz, onları yaratan Allah’a hayran olur.

Allah bir ayette şöyle bildirmiştir:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

ÖRÜMCEKLERİN TAVANDA YÜRÜYEBİLMELERİNİN SIRRI

  

Biyomekanik uzmanlarının küçük bir sıçrayan örümceğin (Evarcha arcuata) ayağını taramalı elektron mikroskobunda incelemeleri, ayakların altında, diğer örümceklerde olduğu gibi uzun tüylerin (setae) dizili olduğunu ortaya koydu. Bu tüylerin her biri, daha da ince olan ve üçgen şeklinde tüycüklere ayrılıyordu (setules). Ne tür bir yapışma kuvvetinin devrede olduğunu görmek için, örümceğin ayağı ve küçücük bir tel arasındaki yapışma kuvvetini ölçtüler. Hesaplar, toplamda yaklaşık 600.000 tüycüğün temasıyla tavanda asılı duran bir örümceğin, kendi ağırlığının 173 mislini taşıyabilecek bir yapışma kuvvetiyle tutunduğunu gösterdi.

Bu sonuçları yorumlayan bilim adamları, örümceğin yüzeye Van der Waals kuvvetiyle (birbirine milimetrenin binde biri kadar yakın olan moleküller arasında ortaya çıkan elektrostatik çekim kuvveti) yapıştığı sonucuna vardı. Van der Waals kuvveti sadece cisimler arasındaki mesafeyle ilgilidir ve çevresel faktörlerden etkilenmez. Bu sayede örümceğin duvara yapışma yöntemi, ıslakken yapışabilen not kağıtları ve havanın bulunmadığı uzayda yüzeylere yapışabilecek uzay üniformaları gibi sıradışı malzemelerin üretiminde taklit edilebilecek.

Bilim adamlarının örümcek ayağını inceleyip çalışmalarında ondan faydalanmaları, örümceğin ayağında akıllı bir tasarım bulunduğunun açık bir göstergesidir. Bu durumda örümceğin tavanda yürüme yeteneğinin özel bir yaratılışın ürünü olduğu ortaya çıkar. Hiç şüphesiz, örümceği yaratan ve ona böyle bir özellik bahşeden alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’tır.

PALMİYE BÖCEKLERİ ELEKTRONİĞE NASIL MODEL OLUYOR?

Cornell Üniversitesi mühendisleri tarafından tasarlanan ve bir böcekten esinlenerek üretilmiş olan yeni anahtarlar, mikron seviyesi olarak nitelendirilen metrenin milyonda biri gibi bir boyutta kendi kendine çalışabiliyor. Bu mikro anahtarlar, sıralar halinde birleştirilerek daha büyük güçlü yapışkan bağ meydana getiren uygulamalarda da kullanılabiliyor. Cornell Üniversitesi Kimya ve Biyomoleküler Mühendisliği Bölümünde profesör olan ve mikro anahtarların mucidi Paul Steen, bu tekniği üniversitede Palmiye ağacı böcekleriyle ilgili dersi dinlerken fark etmiş.



Palmiye Böceklerinin Yaprağa Tutunma Tekniği Nasıldır?

Palmiye böceği saldırıya uğradığında kendini saldırgan gidene kadar yaprağa yapıştırır. Böcek, 120,000 adet yağ damlasıyla yaprağa yapışır, her biri sadece birkaç mikron genişliğindeki zerreler, böceğin ayakları ile yaprak arasında teması sağlayan köprü görevi görürler. Böcek yağ temasını mekanik olarak kontrol ederken, Paul Steen’in anahtarı su ve elektrik kullanmaktadır.

Böceklerin palmiye yaprağına yapışma kuvveti kendi ağırlığının 100 katıdır. Bu rakam bir insanın 7 arabayı taşıyabilme kuvvetine eşittir.


Mikro Anahtarın Çalışma Prensibi Nasıldır?

Anahtarın çalışma prensibi suyun yüzey gerilimine dayalıdır. Anahtar bir yüzeyle temas halinde bulunan su zerreciğinin oluşturduğu yüzey gerilimini kullanır, tıpkı iki ıslak kağıdın birbirine tutunma şekli gibi…

Anahtar, bağ oluşturma ya da bağdan kurtulmayı yüzey gerilimi ile sağlar. Bir su zerreciği elektrodlardan gelen elektriği kullanarak, düz bir plakanın altına ya da üstüne doğru hareket eder. Suyun içinde bulunan elektrik, suyun içinde iyon adı verilen artı yüklü atomları, plakaya gömülmüş olan gözenekli ince cam diskin kılcallarına doğru taşır. Su hareket eder ve plaka üstünde mikrometre boyutunda bir zerre damlacık haline dönüşür. Açığa çıkan damlacık artık başka bir yüzeye yapışabilir. Bağı kırmak için ise, elektrik açığa çıkan zerreyi kılcal gözeneklerden geri çeker.

Milimetre boyutundaki zerreler ve mikron boyutundaki gözeneklerle birlikte, 5 volt elektrik 1 saniye içinde anahtarı çalıştırabilir. Aynı zamanda araştırmacılar daha küçük zerrelerin hareket sağlamak için daha az enerji gerektireceğini ve daha hızlı açma kapama yapılabileceğini tahmin ediyorlar. Mühendisler, yüzlerce nanometre küçüklüğündeki (yaklaşık 1 metrenin milyarda 1'i kadar olan) ve böcek damlacığının 10'da biri boyutundaki bir anahtarın da araştırma aşamasında olduğunu söylemektedirler.

Mikro anahtarın mucidi, bu yeni teknolojiyi şöyle yorumluyor:

“Bu yeni teknoloji elimizin büyüklüğü ile nanometre kadar küçük boyutlar arasındaki uçuruma bir köprü olacak. Bizim bu iki farklı boyutun birbiriyle iletişimini sağlayabilecek cihazlara ihtiyacımız var.”

Bilim adamlarının model aldığı, üzerinde düşündüğü bu canlıdaki özellikler Yüce Rabbimiz'in yaratışındaki üstünlüğü görmek açısından çok küçük bir örnektir. Canlıların bu özellikleri milyonlarca yıldır yani yaratıldıkları ilk andan beri vardır. Oysa insanoğlu bunları ancak son bir-iki yüzyıldır taklit edebilmektedir.

Allah'ın kainattaki muhteşem sanatını görebilenler için, doğadaki herşey böyle özelliklerle donatılmıştır. Bu durumu Allah bir ayette şöyle haber vermektedir:

"(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir." (Kaf Suresi, 8)